Sanatın Beyin ile Kesiştiği Nokta: Nöroestetik

Sanatın Beyin ile Kesiştiği Nokta: Nöroestetik

Hiç bir müziği dinlerken melodilerinin duygularınızı esir aldığını veya bir tabloya bakarken kendinizi etkileyici ve tanıdık bir olgunun içinde bulduğunuzu fark ettiniz mi? Ya da bir mimari yapıyı incelerken "bunda bir şey var" hissiyle hayranlık bakışları sunduğunuzu anımsadınız mı? Bunun yalnızca duygularınızı ilgilendiren ruhsal bir tesir olduğu düşüncesine karşı yenilikçi bir yaklaşım sunan kavram ile tanışın: Nöroestetik

Az önce bahsi geçen tepkilerin tek kaynağı sanat değildir. Bu, aynı zamanda beynimizin sanata vermiş olduğu nörolojik bir tepkidir. 

Nöroestetik kavramı, nörobilimci Semir Zeki’nin 1999 yılında yayımladığı “Inner Vision: An Exploration of Art and the Brain” adlı eseri ile bilim dünyasında sistematik bir araştırma alanı olarak öne çıkmıştır. 

Nörobilim ve sanatı aynı çatı altında buluşturan bu terim, insanların neden bazı şeyleri güzel ve etkileyici bulduğunu anlamlandırmaya çalışır.

Mimari, Müzik, Dans, Doğa...

Orta Çağ mimarisiyle donanmış yüksek tavanlı bir katedral, nostaljik tınılarıyla ruhumuzu saran ve bizi geçmişe götüren bir şarkı, dansında yalnızca hareket değil duygular da anımsadığımız bir balerin veya kuş seslerinin süslediği, yemyeşil, berrak bir huzurlu doğa portresi... sanatın dokunduğu her alanda karşımıza çıkan bu deneyimler, yalnızca bir görüntüden ibaret olmadığını, beynimizin bu duyguları işleyip psikolojik ve duygusal çıktılar oluşturduğunu nöroestetik kavramı ile gözler önüne serer.

Sanat, bir bakıştan ibaret değil.

Sanatın Bakışın Ötesindeki Yolculuğu

Bir sanat eserine karşı ilk bakışı yönelttiğimizde, yalnızca gözlerimizin bakmasıyla gelişen bir etkileşim yoktur. Eserin şekli, rengi, çizgileri gibi detaylar önce görsel kortekste işlenip eş zamanlı olarak da duygusal yönetim merkezimiz limbik sistemi, hafızamızdan sorumlu hipokampusu ve ödül mekanizmalarımızı aktive eder.

Yapılan bilimsel araştırmalar, sanatın beynin bazı bölgelerini doğrudan aktive edip özellikle ödül sistemiyle ilişkili bölümlerde aktivasyona neden olduğunu saptamıştır. Örneğin orbitofrontal korteks, insanın güzel veya estetik bulduğu bir etkene karşı daha yoğun etkinlik göstermektedir. Bu da sanatın görsel bir etkiden ziyade nörolojik bir süreç de geliştirdiğini açıklamaktadır.

Bu yüzdendir ki bazen bir tabloya bakınca geçmişimizden fırlayan bir anıyı, bir şarkıyı duyunca anılarla dolu çocukluğumuzu veya özlemini taşıdığımız fakat kaybettiğimiz birini anımsayarak; sanatın bizi duygularımızın kollarına bıraktığına şahit oluruz. Çünkü sanat, beyinle arasında kurduğu bu iletişimle birlikte bir şarkının bizi ağlatmasına, bir tablonun başında dakikalarca kalmamıza, bir mimari esere dikkat kesilmemize neden olur.

Sanat Türlerine Bilimsel Bir Bakış Kazandırıyor

Bu kavram hâlâ gelişiyor ve araştırmaları sürüyor olmasına rağmen, mevcuttaki durumunda bile sanata birçok alanda yenilikçi bakış açıları sunuyor.

Örneğin müzelerdeki sergileme biçimleri; insanların bir eserin başındaki bekleme süresi, hangi sıralarda gezdiği, hangi ışıklandırmalarda daha çok etkilendiği gibi durumlara göre yenileniyor.

Önceleri sanat eğitiminde teknik becerilerin geliştirilmesi ön plandayken, kavramın getirdiği neticelerden ötürü renklerin duygusal etkileri veya görsel algının nasıl çalıştığı gibi durumları da öğrenilmeye başlandı. Bu da birçok sanat ve tasarım fakültesinde nörobilim temelli estetik derslerinin açılmasına destek sunuyor.

Resim yapmak, dans etmek veya müzikle ilgilenmek; terapi süreçlerinde kullanılan birer destek hobileriydi. Ancak nöroestetik ile sanatın kurduğu köprü sayesinde, bu hobilerin nörolojik problemlere olan destekleyici yaklaşımları üretiliyor.

Örneğin bir demans hastasının müzik temelli şarkıya dönüştürme etkinliği ile birlikte iletişim sorunlarına çözüm geliştirmesi ve anılarını çağrıştırması, Parkinson hastası bir insanın ritmik müzik sayesinde hareket kısıtlamasına çözüm bulabilmesi gibi yeni ve mutluluk verici çözümler oluşmakta.

Nöroestetik, sanatın gizemini tam olarak çözemese de, yalnızca "güzel olanı ifade" etme tanımına ek olarak insan beyninin algılama ve hissetme biçimine yeni bir perde açıyor ve bu bakımdan önemli bir dönüşüm yaratıyor.













Kaynakça

  • Semir Zeki – Inner Vision: An Exploration of Art and the Brain (Oxford University Press, 1999)
  • Anjan Chatterjee & Oshin Vartanian – “Neuroaesthetics”, Trends in Cognitive Sciences (2014)
  • Di Dio & Gallese – “Neuroaesthetics: A Review”, Current Opinion in Neurobiology (2009)
  • Leder ve ark. – “A Model of Aesthetic Appreciation and Aesthetic Judgments”, British Journal of Psychology (2004)
  • Pearce ve ark. – “Neuroaesthetics: The Cognitive Neuroscience of Aesthetic Experience”, Perspectives on Psychological Science (2016)

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.