Görünen Tepki, Görünmeyen İhtiyaç

Görünen Tepki, Görünmeyen İhtiyaç

Vücut tarafından verilen fiziksel veya ruhsal tepkilerin neredeyse hepsinin temelinde psikolojik bir ihtiyaç vardır.

Vücut tarafından verilen fiziksel veya ruhsal tepkilerin neredeyse hepsinin temelinde psikolojik bir ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç kimi zaman doldurulması gereken bir eksikliktir, kimi zaman da boşaltılması gereken bir fazlalık. Ve aslında bu düşünce, çoğu insanın farkında olmadan benimsediği bir gerçeğe dayanır. Bunun günlük hayatta ne kadar yer ettiğini görmek için tek bir cümle bile yeterlidir.

"Ağla, rahatlarsın."

Genellikle cenazelerde söylenen ve neredeyse herkesin hayatında en az bir kez duyduğu bu cümle, çoğu zaman yaşanan kaybın ardından yapılması gereken tek şeyin ağlamak olduğu ya da üzüntünün ancak bu şekilde dışa vurulabileceği düşüncesini yansıtır.

Oysa psikolojik açıdan bakıldığında durum bundan daha karmaşıktır. Her insan aynı duyguyu farklı yollarla dışa vurur; kimisi ağlayarak, kimisi susarak, kimisi ise gülerek yas tutabilir. Çünkü asıl amaç belirli bir tepkiyi vermek değil, yaşanan duygunun oluşturduğu içsel yükü azaltarak yeniden psikolojik dengeye ulaşabilmektir.

Bu durum yalnızca üzüntü için geçerli değildir. Ona göre dünyanın en güzel haberini aldığında sevinçten havalara uçması ve kahkahalar atması beklenen insan, bazen hayatının o en mutlu anında gülmek yerine ağlayabilir. Belki yıllardır hayalini kurduğu bir üniversiteyi kazanmış, belki de özlemini çektiği birine kavuşmuştur ve gözlerinden yaş gelir. Dışarıdan bakıldığında bu bir çelişki gibi görünür. O anda da yine sıkça duyulan cümlelerden biri gelir:

"Mutlu olmadın mı, neden gülmüyorsun?"

Çünkü toplumda nasıl üzgün birinin ağlaması ve perişan olması beklenirse, mutlu birinin de gülmesi ve heyecanlanması beklenir. Oysa burada verilen tepki de hissedilen duygunun adıyla değil, yoğunluğuyla ilgilidir. Bazen insanın içinde oluşan duygu o kadar büyür ki beden bunu dengelemek adına yalnızca tersiyle dışarı çıkarabilir.

Konserlerde, kutlamalarda ya da insanların coşkuyla eğlenmesinin beklendiği ortamlarda bazı insanlar yalnızca sessizce etrafı izler. Belki sadece hafifçe gülümser, belki de ritme ayak uydurmakla yetinir. Bu durum çoğu zaman yanlış anlaşılır ve hakkında, "Canı sıkkın herhalde." ya da "Hiç eğlenmiyor." gibi yorumlar yapılır.

Oysa aynı ortamda bulunup aynı müziği dinleyen iki insanın eğlenme biçiminin de aynı olması gerektiğini söyleyebilecek hiçbir neden yoktur.

Bana göre insanların en sık yaptığı hatalardan biri de tam olarak burada başlıyor. Bir duygunun nasıl hissedileceğinden çok, nasıl gösterilmesi gerektiğine inanıyoruz. Sanıyoruz ki üzülen insanlar ağlamalı, mutlu insanlar kahkaha atmalı, öfkelenen insanlar da bağırmalı... Böyle olmayınca da kişinin gerçekten üzülmediğini, mutlu olmadığını ya da yeterince etkilenmediğini düşünmeye başlıyoruz. Fakat belki de sorgulamamız gereken şey, insanların neden farklı tepkiler verdiği değil, neden bizim herkesten aynı tepkiyi beklediğimizdir.

İnsanların verdiği tepkiler yalnızca yaşadığı olayla şekillenmez. Çocukluğuyla, ailesiyle, yetiştiği kültürle, karakteriyle ve daha önce yaşadığı benzer olaylarla şekillenir. Aynı durumu yaşayan iki insanın aynı tepkileri vermemeleri birinin diğerinden az ya da çok hissettiği anlamına gelmez. Sadece zihinlerinin aynı duyguyu farklı yollarla dışa vurduğunu gösterir.

Psikolog Paul Ekman da insanların yalnızca hangi duyguları hissettiklerini değil, o duyguları nasıl göstermeleri gerektiğini de içinde yaşadıkları toplumdan öğrendiklerini söyler. Belki de bu yüzden bize tanıdık gelmeyen her tepkiyi önce yadırgıyor, sonra da yanlış olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Çünkü içerisinde yaşadığımız toplumda alışılagelen ve kabul gören bu oluyor. Oysa çoğu zaman yanlış olan tepkinin kendisi değil, ona yüklediğimiz anlamdır.

Belki de bir insanı anlamaya çalışırken sormamız gereken ilk soru, "Neden böyle davrandı?" ya da "Neden böyle davranmadı?" değil, "Bu davranış hangi ihtiyacın sonucu?" olmalıdır. Çünkü davranış çoğu zaman görünen kısımdır. Asıl neden ise görünmeyen yerde, insanın kendi içinde kurmaya çalıştığı dengede saklıdır.

Bütün bunlar bizi yeniden en başa, verilen tepkilerin temelinde psikolojik bir ihtiyaç olduğu düşüncesine götürür. Ağlamak, susmak, gülmek ya da sessiz kalmak... Bunların hiçbiri tek başına bir duygu değildir; her biri, temeldeki ihtiyaca karşılık olarak şekillenen ve kişinin yapısına, yaşam deneyimlerine ve duyguyu yaşama biçimine göre değişiklik gösteren tepkilerdir.

 

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.